Neden Petekli Bal Satmıyoruz? Önceki Zeytin Avizesi ve Kocamaar... Sonraki "Artizanal" bal mı? O da ne?

Neden Petekli Bal Satmıyoruz?

Sitemizi açtığımız günden bu yana, sizlerden bir çok soru aldık. Bizim gibi bir iş yapıyorsanız, soruların çoğu zaman öğretici olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Zira kendimizi hangi konularda daha iyi anlatmamız gerektiğini gösterirler.

Gelen sorular arasında neden petekli bal satmadığımız önemli bir yer tutuyor.

Ülkemiz florasının çeşitliliği ve bölgeden bölgeye farklılık gösteren coğrafi koşulları, bir çok farklı bal çeşidinin üretilebilmesine imkan tanıyor. Bu durum toplum sağlığı açısından büyük bir şans olmasına rağmen, günümüzde ticari kaygılar ve sadece satış odaklı stratejiler altında ezilen bir çok gıda maddesi, gibi bal da ne yazık ki besin değerini düşüren ve hatta bazen de yok eden bir çok uygulamaya maruz kalıyor.

Sonuç olarak bu “paha biçilmez” öz, özellikle son yıllarda gıda sahteciliğinde sık sık karşımıza çıkıyor. Baldaki hilelerin sonu gelmek bilmeyince, toplum genelinde petekli balın “makbul” olduğu inancı yaygınlaşmaya başlıyor. Aslında bilinçaltımızda “balda çok fazla sahtecilik oluyorsa ben de peteklisini bulur, yediğim ürünün bal olduğundan emin olurum” gibi bir düşünce hakim olmaya başladığı için petekli balın peşine düşüyoruz.

Oysa ki peteğin insan sağlığına hiçbir yararı yok. Hatta bal mumu en iyi ihtimalle 62.5 derecede eriyen bir madde olduğundan, vücudumuzun bu maddeyi sindirmesi mümkün değil. Petek aslında olduğu gibi vücuttan dışarı atılan bir madde… Üstüne üstlük bir kilogram petek balın ortalama 300 gramının petekten oluştuğu düşünülürse, vücuda hiçbir faydası olmayan peteğe ödenen para, oldukça boş bir yatırım gibi görünüyor.

Maddi boyutunun ötesinde, peteğin bulunduğu ortamın tüm çevresel koşullarını absorbe etme özelliği olan bir madde olduğunu unutmamak gerekiyor. Bulunduğu ortamın tozunu absorbe ettiği gibi; eğer söz konusu bal üretilirken, kovanların çevresinde herhangi bir ilaçlama yapılıyorsa ya da kimyasal kullanılıyorsa peteğin bunların hepsini absorbe etmiş olacağını göz önünde bulundurmakta yarar var.

Öte yandan da petek aslında arının evi, bizden çok arının ona ihtiyacı var. Arılar bir kilo petek üretmek için yaklaşık on kilo bal harcarlar. Yani salt maddi açıdan bile baksak her bir petekte satabileceğimiz üç kilo balı boşa harcamış oluyoruz. Süzülmüş peteklerin tekrar kovana verilerek, bal akımı sırasında, hemen yeniden bal depolanmasında kullanılabilmesi ve böylece zamandan kazanılarak kovanın bal veriminin artırılabilmesi de cabası… Kullanılmayan peteklerin ise eritilerek bal mumu haline getirilerek, kozmetik, ilaç, mum ya da su geçirmez kumaş gibi insanlığa daha yararlı endüstrilere harcanması doğru olacaktır.

“Peki ben aldığım balın gerçek bal olduğunu nereden bileceğim?” diyenlere ise üzülerek, petek balda da çeşitli sahtecilikler olabildiğini söylemek isteriz. Mesela petek sahteciliğinin en yaygın olanı, boş peteğin şeker şurubuna batırılması ve peteklerin dolmasının beklenmesinin ardından, peteği kovana koyarak, arıya üzerini sırlattırmak…

o halde ne yapmalı

Elbette işini hakkıyla yapan arıcılarımız bütün bu hilelerin dimdik karşısındalar… Size de o iyi balları, iyi arıcıları bulmak kalıyor. Nasıl mı? Okuyarak, araştırarak ve yeri geldiğinde çevre koruma derneklerinden yardım alarak. Ülkemizde bir çok insan, çevre ve arıcılık konusunda duyarlı, iyi balın üretilebilmesi için dernekler kuruyorlar, üniversitelerde kürsüler var… Aslında biraz vakit ayırılsa yapılabilecek çok şey var.

Biz de bu işe başlarken doğru kaynakları bulmak, için (ÇARIK) Çevre ve Arı Koruma Derneğinden yardım aldık. Bu konular hakkında derin bilgi sahibi olan kimselere danıştık. Sonuç olarak daha önceki yazımda da belirttiğim gibi amacımız, balcılığın geldiği nokta sebebiyle, sadece bal satmak değil, bal hakkında bir bilinç oluşturmak…

süzme bal… ama nasıl bir süzme bal?

Evet, peteğin sağlığımıza bir faydası yok, diğer yandan, bal petekten süzülürken filtre edilmemesi, polenleri ve içinde olan faydalı partiküllerle size ulaşması da en sağlıklısı… Endüstriyel ürünlerde bu süzme işlemi balın 45 dereceye ısıtılarak sıvılaştırılmasıyla yapılıyor. Oysa bal ısıtıldığında faydalı enzimlerini önemli ölçüde kaybediyor. Bu sebeple biz de ballarımızı filtre etmiyoruz, petekten çıktığı şekliyle kavanozlara koyuyoruz. Böylece besin değerini de korumuş oluyoruz.

Önünüze koyulan bir kavanozun içindekinin bal olup olmadığını, tüketicilerin ve hatta arıcıların bile tadarak anlama şansı yok. Bu sebeple en doğrusu, karışım değil, üreticisi belli olan ve mümkünse analiz belgesi olan balı tercih etmek olacaktır.

İşte bütün bu prensipler dahilinde dört mevsim bal alınabilen, nadir bölgelerden biri olan Datça yarım adasının dört farklı ve değerli bal çeşidini sizlere ulaştırıyoruz. Ballarımızın analiz belgelerini de sitemizde bulabilirsiniz… Tadanlara şifa olması dileğiyle…

Kocamaar ballarını incelemek için tıklayın!

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *